GENEL 4 Görüntülenme

TOPRAĞIMIZI ANALİZ ETTİK, PEKİ İSKİLİP’İN GELECEĞİNİ KİM PLANLAYACAK?

Çiftçi ne ekeceğini bilmiyor, hizmet etmek isteyen insanlar dışlanıyor. Peki, İskilip’i nasıl büyüteceğiz? Türkiye’nin toprakları verimli, insanı çalışkan, üniversiteleri bilgi ve teknoloji üretiyor. Devletimizin elinde önemli imkânlar ve bilimsel çalışmalar bulunuyor.

TOPRAĞIMIZI ANALİZ ETTİK, PEKİ İSKİLİP’İN GELECEĞİNİ KİM PLANLAYACAK?

Peki, bütün bu imkânlara rağmen çiftçimiz neden hangi ürünü ne kadar ekeceğini sorguluyor? Üreticimiz neden bir yıl ürün fazlalığından zarar ederken başka bir yıl aynı ürünün ithalatına ihtiyaç duyuluyor?


Daha da önemlisi, İskilip gibi köklü bir tarım, ticaret ve üretim geçmişine sahip ilçelerimiz neden beklenen ekonomik gelişmeyi sağlayamıyor?


Bu soruların cevaplarını yalnızca ekonomik şartlarda değil, bilginin yönetilmesinde, kurumların birlikte çalışmasında ve hizmet etmek isteyen insanlara gösterilen yaklaşımda da aramak zorundayız.


ANKARA ÜNİVERSİTESİNDE BİZE NE ANLATILMIŞTI?


İskilip’in tarımsal geleceğiyle ilgili çalışmalarımız kapsamında Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Dekanlığına bir ziyaret gerçekleştirmiştik.


Bu görüşmede tarafımıza, Türkiye’nin tarım toprakları üzerinde analizler yapıldığı, hangi toprakların hangi ürünlerin yetiştirilmesine daha elverişli olduğunun bilimsel çalışmalarla belirlendiği anlatılmıştı.


Ayrıca bu bilgilerin ilgili tarım kuruluşları ve ziraat odaları aracılığıyla çiftçilere ulaştırılması, üreticilerin hangi arazilerinde hangi ürünleri yetiştirmelerinin daha uygun olduğu konusunda yönlendirilmesi gerektiği ifade edilmişti.


Bu açıklamalar beni son derece memnun etmişti.


Çünkü bilimsel verilere dayalı tarım politikası, üreticinin emeğini koruyacak, verimliliği artıracak ve ülkemizin ithalata bağımlılığını azaltmaya katkı sağlayacaktı.


Ancak aradan geçen süreçte gördüğümüz tablo, önemli bir soruyu gündeme getiriyor:


Bilimsel bilgi üretiliyor da bu bilgi neden çiftçimizin tarlasına yeterince ulaşmıyor?


KARATAY ZİRAAT ODASI BAŞKANININ HAKLI SERZENİŞİ


Bugün Köy TV’de tarım gazetecisi Harun Göksel’in sunduğu programda Karatay Ziraat Odası Başkanı Sayın Rıfat Kavuneker’in açıklamalarını dinledim.


Programın konusu ayçiçeği ithalatının çiftçilerimiz üzerindeki etkileriydi.


Sayın Kavuneker’in dile getirdiği temel beklenti son derece önemliydi:


Devletimiz, ülkemizin hangi tarım ürününden ne kadar üretime ihtiyaç duyduğunu önceden belirleyerek çiftçilerimizle paylaşmalıdır.


Ne kadar ayçiçeği, ne kadar buğday, ne kadar mısır ve diğer tarım ürünlerinden ne miktarda üretim yapılması gerektiği çiftçiye bildirilmelidir.


Böylece bir yıl ihtiyaçtan fazla, başka bir yıl ihtiyaçtan az üretim yapılmasının önüne geçilebilir.


Bu serzenişi son derece haklı buluyorum.


Çiftçimiz yalnızca toprağını işleyen insan değildir. Ülkemizin gıda güvenliğini sağlayan, ekonomik bağımsızlığımıza katkıda bulunan üreticimizdir.


Çiftçiye yalnızca üret demek yetmez. Neyi, ne kadar, hangi maliyetle ve hangi pazara yönelik üreteceğini de göstermek gerekir.


İSKİLİP’TEKİ KURUMLARA GİTTİK, NEDEN BİLGİ ALAMADIK?


Ankara Üniversitesinde edindiğimiz bilgiler üzerine İskilip’teki ilgili kuruluşlarla da görüşmek istedim.


İskilip İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğünü ziyaret ettiğimde bu çalışmalar hakkında beklediğim açıklamayı ve bilgilendirmeyi alamadım.


İskilip Ziraat Odası Başkanıyla yaptığım görüşmede de söz konusu bilimsel çalışmaların çiftçilere nasıl ulaştırıldığı konusunda yeterli bilgiye erişemedim.


Elbette bu durum, çalışmaların hiç yapılmadığını göstermez.


Ancak bir gerçek var:


Devletin elindeki bilgi, çiftçiye ulaşmıyorsa o bilginin ekonomik ve toplumsal faydası eksik kalır.


Buradan Tarım ve Orman Bakanlığımıza, üniversitelerimize, il ve ilçe tarım müdürlüklerimize ve ziraat odalarımıza soruyorum:


* Türkiye’nin toprak analizleri ve ürün uygunluk haritaları hangi kapsamda tamamlandı?

* İskilip’in köyleri ve tarım arazileri için hangi ürünler öneriliyor?

* Çiftçilerimiz bu bilgilere nereden ulaşabiliyor?

* Ülkemizin yıllık tarımsal üretim ihtiyacı nasıl belirleniyor?

* Üretim planlaması çiftçilerimize ekim döneminden önce nasıl bildiriliyor?

* Ziraat odalarımız bu planlamanın neresinde yer alıyor?


Ülkemizde tarımsal üretim planlamasına ilişkin düzenlemeler ve uygulamalar bulunmaktadır. Bizim sorguladığımız, bu planlamanın sahada ne ölçüde karşılık bulduğu ve çiftçinin kararlarına ne kadar yardımcı olduğudur.


Planlama yalnızca bakanlıkların dosyalarında değil, çiftçinin tarlasında karşılık bulmalıdır.


İSKİLİP’İN TARIMI, SANAYİSİ VE TİCARETİ BİRLİKTE PLANLANMALIDIR


İskilip’in köyleri, toprak yapısı, su kaynakları, iklim özellikleri ve üretim potansiyeli bilimsel olarak değerlendirilmelidir.


Hangi köyümüzde hangi ürün yetiştirilmeli? Hangi ürünün ekonomik getirisi daha yüksek? Hangi ürünler için sulama, depolama, işleme ve pazarlama yatırımları yapılmalı?


Üretim yalnızca tarlada başlayıp tarlada bitmemelidir.


Çiftçimizin ürettiği ürün işlenmeli, paketlenmeli, markalaştırılmalı ve pazarlanmalıdır.


Daha önce gündeme getirdiğimiz “Her Ev Bir Atölye, Her Köy Bir Fabrika” yaklaşımının temelinde de bu düşünce bulunmaktadır.


İskilip’in köylerinde üretilen tarımsal ürünlerin ortak üretim, işleme, depolama ve pazarlama merkezleriyle ekonomik değere dönüştürülmesi mümkündür.


Bunun için üniversitelerin bilimsel bilgisi, devletimizin desteği, çiftçimizin emeği ve girişimcilerimizin yatırımları aynı hedefte buluşmalıdır.


Ancak burada tarımdan daha geniş bir başka sorunla karşılaşıyoruz.


İSKİLİP’E HİZMET EDEN İNSANLARI NEDEN KAYBEDİYORUZ?


İskilip’in gelişmesinin önündeki engelleri yalnızca ekonomik yetersizliklerde aramayalım.


Bazı kamu kurumları, kamu niteliğindeki meslek kuruluşları ve sivil toplum yapılarındaki yönetim anlayışını da sorgulayalım.


İskilip’e hizmet etmek isteyen insanları dışlayan, fikirlerini dikkate almayan, çalışmalarına yeterince destek vermeyen bir anlayışla ilçemizi nasıl büyüteceğiz?


Bir insanı hizmet ederken dışlayıp, onun emek verdiği proje hayata geçtiğinde önünde fotoğraf çektirerek siyasi veya kişisel itibar elde etmeye çalışılmasını kabul etmiyoruz.


Hizmetin sahibi yalnızca açılış törenine katılan değildir.


O hizmetin fikrini ortaya koyan, gelişmesine katkı sağlayan, kapıları aşındıran, zamanını ve imkânlarını harcayan insanlar da hak ettikleri takdiri görmelidir.


FİKRET KISAR’IN İSKİLİP ORGANİZE SANAYİ BÖLGESİNE KATKILARI UNUTULMAMALIDIR


İskilip Organize Sanayi Bölgesinin fikir olarak gündeme gelmesinde, projenin geliştirilmesinde ve oluşum sürecinde Sayın Fikret Kısar’ın çok önemli katkıları bulunduğunu özellikle ifade etmek istiyorum.


Bu katkıların İskilip içinde ve dışında birçok insan tarafından bilindiğini ve takdir edildiğini düşünüyorum.


Peki, neden bazı çevreler bu emeği teslim etmekte zorlanıyor?


Bir insanın yaptığı hizmeti kabul etmek, başka bir insanın değerini mi azaltır?


Bir projeye katkı sağlayan kişinin hakkını teslim etmek neden bu kadar zor?


İskilip’e kazandırılan hizmetlerin siyasi sahipleri değil, gerçek emek sahipleri de hatırlanmalıdır.


Sayın Fikret Kısar’ın geçmişteki kadar İskilip’e yönelik çalışmalarla gündeme gelmemesi de üzerinde düşünülmesi gereken bir durumdur.


Bunun nedenlerini kendisine sormak gerekir.


Ancak asıl sorumuz şudur:


İskilip’e hizmet etmek isteyen insanların çalışma isteğini ve heyecanını kaybetmesine neden olabilecek davranışlardan neden kaçınmıyoruz?


TUNCAY MUMCU ÖRNEĞİNDEN DERS ÇIKARMALIYIZ


İskilip’te basın görevini adaletli ve bağımsız bir anlayışla yerine getirmeye çalıştığını düşündüğüm Sayın Tuncay Mumcu’nun da sonunda İskilip’ten ayrılması beni düşündüren gelişmelerden biridir.


Elbette ayrılma nedenlerini en doğru biçimde kendisi açıklayabilir.


Ancak bir ilçenin yalnızca yatırımcıya değil, doğruyu söyleyen gazeteciye, eleştiren aydına, proje geliştiren girişimciye ve topluma katkı sunan herkese ihtiyacı vardır.


Basının görevi yalnızca yapılan hizmetlerin fotoğrafını yayımlamak değildir.


Basın; hizmetlerin nasıl ortaya çıktığını, kimlerin emek verdiğini, kamu kaynaklarının nasıl kullanıldığını ve yapılması gereken hangi işlerin geciktiğini de sorgulamalıdır.


Gerçek gazetecilik, yöneticileri memnun etmek değil, kamuoyunu doğru bilgilendirmektir.


İskilip’e hizmet eden, eleştiren, fikir üreten insanları birer birer kaybettiğimizde geriye nasıl bir toplumsal güç kalacak?


KÜÇÜLE KÜÇÜLE NEREYE KADAR?


İskilip geçmişte güçlü çarşıları, üretim yapan esnafı, zanaatkârları, ticareti ve çevresine hizmet veren ekonomik yapısıyla önemli bir merkezdi.


Bugün ise nüfus kaybını, ekonomik daralmayı, göçü ve yatırım ihtiyacını konuşuyoruz.


Peki, bütün bunların yanında insan kaybını da konuşmamız gerekmiyor mu?


İskilip’e hizmet etmek isteyen insanları siyasi görüşüne, kişisel yakınlığına veya belirli çevrelere bağlılığına göre değerlendirirsek nasıl büyüyeceğiz?


Her farklı düşünceyi dışlayarak, her eleştiriyi düşmanlık sayarak, her yeni projeyi kişisel rekabet konusu yaparak bir ilçeyi kalkındıramayız.


İnsanları dışlaya dışlaya, fikirleri reddede reddede, hizmet edenleri uzaklaştıra uzaklaştıra İskilip’i büyütemezsiniz.


Başkalarının katkısını küçümseyerek büyüdüğünü düşünenler, sonunda kendi etki alanlarının da küçüldüğünü görecektir.


İskilip kimsenin şahsi mülkü değildir.


Kamu kurumları, meslek kuruluşları ve sivil toplum örgütleri de kimsenin kişisel makamı veya siyasi çevresinin uzantısı olarak görülmemelidir.


Bu kurumların ortak görevi halka hizmet etmektir.


İskilip’e hizmet etmek için kimsenin bir siyasi görüşe, bir gruba veya bir yöneticinin çevresine mensup olması gerekmemelidir.


DEVLETİN BİLGİSİ, HALKIN EMEĞİ VE ORTAK AKIL BİRLEŞMELİDİR


Yazımızın başında tarımsal üretim planlamasını sorguladık.


Ankara Üniversitesinde anlatılan bilimsel çalışmaların çiftçilerimize nasıl ulaştırıldığını sorduk.


Karatay Ziraat Odası Başkanı Sayın Rıfat Kavuneker’in haklı serzenişini gündeme getirdik.


İskilip’teki kurumların çiftçiye ne ölçüde bilgi verdiğinin açıklanmasını istedik.


Ardından İskilip’in sanayi ve kalkınma projelerine katkı sağlayan insanların emeklerinin neden yeterince takdir edilmediğini sorguladık.


Aslında bütün bu konuların ortak noktası aynıdır:


Bilgiyi paylaşmazsanız üretimi, emeği takdir etmezseniz hizmeti, insanları birleştirmezseniz kalkınmayı büyütemezsiniz.


Bizim beklentimiz açıktır.


Tarım ve Orman Bakanlığımızdan İskilip’in bilimsel tarım ve üretim planlamasına ilişkin verilerin çiftçilerimizle paylaşılmasını istiyoruz.


Üniversitelerimizin bilgi birikiminin İskilip’in tarımına, sanayisine ve ekonomik gelişmesine katkı sağlamasını bekliyoruz.


Kamu kurumlarımızın ve meslek kuruluşlarımızın hizmet etmek isteyen herkese eşit mesafede durmasını istiyoruz.


İskilip’e katkı sağlayan insanların emeklerinin unutulmamasını, yeni fikirlerin kişisel ve siyasi hesaplarla engellenmemesini istiyoruz.


SON SÖZ


İskilip’i yeniden büyütmek istiyorsak önce düşünce dünyamızı büyütmeliyiz.


Çiftçimize bilimsel bilgiyi ulaştırmalı, girişimcimizin önünü açmalı, hizmet eden insanlarımızı desteklemeli ve eleştirenleri düşman olarak görmemeliyiz.


Birlikte çalışmayı öğrenmeden büyük yatırımları, güçlü ekonomiyi ve kalıcı kalkınmayı sağlayamayız.


Toprağımızı analiz edip çiftçimizi bilgilendiremiyorsak, projeler üretip hizmet eden insanlarımızı dışlıyorsak, önce yönetim anlayışımızı sorgulamalıyız.


İskilip’in ihtiyacı daha fazla ayrışma değil, daha fazla birliktir.


Daha fazla fotoğraf değil, daha fazla üretimdir.


Daha fazla kişisel hesap değil, daha fazla ortak akıldır.


İskilip’i küçülten değil, büyüten anlayışa ihtiyacımız var.


Çünkü İskilip hepimizindir.


Mustafa DAŞCI

Ankara İskilipler Derneği

Yönetim Kurulu Başkanı

Yorumlar (0)

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!

Yorum Yazın